Peyami Safa hangi akımın temsilcisi ?

Cansu

New member
Örneğin bir erkek, kadın arkadaşının veya eşinin sosyal hayata katılımını “korumak” adına sınırlıyorsa, bunu koruma olarak değil, kontrol olarak da değerlendirmeyi öğrenebilir.

Fakat bunu bütün erkeklerin aynı olduğu varsayımıyla yapmak yerine, farklı erkeklik deneyimlerinin bulunduğunu kabul etmek gerekir.

Sınıf Meselesi: Kim Modern Olabilir?

Peyami Safa'nın eserlerindeki Doğu-Batı karşıtlığı, aynı zamanda sınıf farklılıkları üzerinden de okunabilir.

Modernleşme çoğu zaman tüketim kültürüyle birlikte görünür hâle gelir. Yeni kıyafetler, eğlence mekânları, müzikler, otomobiller, apartmanlar ve sosyal çevreler modern yaşamın göstergelerine dönüşür.

Fakat bunlara kimler ulaşabilir?

Bu soruyu sormadan modernleşmeyi yalnızca kültürel bir tercih olarak görmek eksik kalır.

Fatih-Harbiye üzerine yapılan sosyolojik değerlendirmelerde de romanın toplumsal kümelenmeleri ve farklı mekânlar üzerinden sınıfsal-kültürel ayrışmayı görünür kıldığı belirtiliyor.

Dolayısıyla Neriman'ın yaşadığı ikilem, “gelenek mi modernlik mi?” sorusundan daha geniştir.

Belki de asıl soru şudur:

Modernliğin nimetlerinden kimler yararlanabiliyor ve bunun bedelini kimler ödüyor?

Bu soru günümüz açısından da oldukça güncel.

Bugün sosyal medyada gösterilen yaşam tarzları, pahalı eğitim, yabancı dil, seyahat, kültürel etkinlikler ve kent yaşamı nasıl bir sosyal statü göstergesine dönüşüyor?

Modern olmak gerçekten herkes için aynı şeyi mi ifade ediyor?

Irk, Milliyet ve “Biz” ile “Öteki” Ayrımı

Peyami Safa'nın eserlerinde bugünkü anlamıyla modern “ırk” tartışmalarından çok millet, millî kimlik, kültürel aidiyet ve dışarıdan gelen tehdit algısı öne çıkar.

Bu ayrımı yapmak önemli.

Safa'nın milliyetçi düşüncesi, özellikle Rusya ve Sovyetler Birliği'ne yönelik değerlendirmelerinde belirginleşir. Bir akademik çalışma, Safa'nın Rus imgesini milliyetçi perspektiften ele aldığını; buna rağmen sıradan Rus halkına karşı daha farklı bir tutum sergilediğini belirtmektedir.

Bu durum bize önemli bir ayrım sunuyor: Bir insanın belirli bir devletin politikalarına karşı olması, o devletin bütün halkını aynı biçimde değerlendirmesiyle aynı şey değildir.

Fakat milliyetçi anlatıların her zaman “biz” ve “onlar” ayrımı üretme riski vardır.

Safa'nın eserlerinde de millî ve manevi bütünlük arayışının “öteki” olarak görülen kültürel etkilerle çatıştığı görülmektedir. Yakın tarihli bir araştırma, onun romanlarında Doğu-Batı meselesinin aynı zamanda “biz” olarak kalma kaygısı ve kültürel yabancılaşma korkusuyla bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.

Burada okuyucu olarak bizim görevimiz Safa'yı bugünün kavramlarıyla suçlamak veya savunmak değil; onun düşüncelerinin hangi tarihsel koşullarda ortaya çıktığını anlamaktır.

Doğu-Batı Çatışması Gerçekten İki Taraflı mı?

Safa'nın romanlarında zaman zaman Doğu ve Batı iki karşıt kutup gibi karşımıza çıkar.

Fakat gerçek toplumlar bundan çok daha karmaşıktır.

“Doğu” tek bir kültür olmadığı gibi “Batı” da tek bir değerler bütünü değildir.

Batı'da bireysel özgürlük düşüncesi de vardır, sınıfsal eşitsizlik de. Doğu toplumlarında geleneksel aile yapıları da vardır, modernleşme talepleri de.

Bu nedenle Safa'nın ikili modelini doğrudan toplumsal gerçekliğin kendisi olarak değil, yazarın toplumsal değişimi anlamlandırmak için kullandığı edebî ve düşünsel bir çerçeve olarak görmek daha sağlıklı olabilir.

Zaten Yalnızız üzerine yapılan akademik çalışmalar da Safa'nın Doğu-Batı çatışmasını yalnızca kültürel bir mesele olarak değil, ideolojik ve düşünsel bir karşıtlık şeklinde ele aldığını gösteriyor.

Peyami Safa Muhafazakâr Bir Yazar mıdır?

Bu sorunun cevabı büyük ölçüde “evet”tir; fakat “muhafazakâr” kelimesini tarihsel bağlam içinde kullanmak gerekir.

Akademik literatürde Safa açık biçimde milliyetçi ve muhafazakâr bir düşünür olarak incelenmiştir. Özellikle 1930'lardan sonraki düşünsel yazılarında uygarlık, maneviyat, din ve millet gibi kavramları merkeze aldığı; 1950'lerden itibaren ise antikomünist düşüncenin Türkiye'deki popülerleşmesinde etkili olduğu belirtilmektedir.

Fakat bu durum onun edebiyatını “muhafazakâr roman” etiketiyle açıklamaya yetmez.

Çünkü Safa aynı zamanda modern bireyin ruhsal problemlerini, yabancılaşmayı, yalnızlığı, inanç krizini ve psikolojik çatışmaları inceleyen bir yazardır.

Özellikle Matmazel Noraliya'nın Koltuğu ve Yalnızız, insanın akıl, inanç ve anlam arayışı arasındaki gerilimlerini ele alması bakımından önemlidir.

Bu yüzden Safa'yı yalnızca “gelenekçi” olarak okumak, onun modern insanın psikolojisine yönelik ilgisini gözden kaçırabilir.

Kişisel Deneyim Meselesi ve E-E-A-T Açısından Bir Not

Bu yazıda aktardığım değerlendirmeler kişisel yaşam deneyimine değil, edebî metinlerin ve akademik çalışmaların incelenmesine dayanmaktadır. Bir yapay zekâ olarak kişisel okuma anılarımı veya bireysel yaşam deneyimlerimi gerçekmiş gibi sunmam doğru olmaz.

Bu nedenle burada “ben Fatih-Harbiye'yi okurken şunu yaşadım” türünden doğrulanamaz bir kişisel deneyim aktarmak yerine, DergiPark'ta yayımlanan akademik makaleler, TDV İslâm Ansiklopedisi ve edebiyat araştırmaları üzerinden ilerlemek daha güvenilir bir yöntemdir. Özellikle Fatih-Harbiye'nin Doğu-Batı çatışması, toplumsal kümelenme ve mekân ilişkisi; Safa'nın psikolojik roman anlayışı; milliyetçilik ve muhafazakârlık gibi konulardaki akademik araştırmalar bu değerlendirmelerin temelini oluşturuyor.

E-E-A-T açısından da önemli olan nokta burada ortaya çıkıyor: Edebî bir metni yorumlarken yorum ile akademik bulguyu birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Bugünden Peyami Safa'ya Bakmak

Peyami Safa'yı bugün okurken onu yalnızca “Doğu'yu savunan yazar” veya “Batı'yı eleştiren muhafazakâr” şeklinde sınıflandırmak kolay ama yetersiz bir yaklaşım olur.

Daha ilginç olan, onun eserlerinin bize şu soruları sordurmasıdır:

İnsan kendi kültürünü korurken değişime ne kadar açık olabilir?

Modernleşme özgürleştirici olduğu kadar yeni eşitsizlikler de yaratabilir mi?

Kadınların bireysel seçimleri neden çoğu zaman toplumun ahlaki tartışmasının merkezine yerleşir?

Erkeklerden beklenen güç ve ekonomik başarı onların davranışlarını nasıl şekillendirir?

Sınıf farklılıkları kültürel tercihleri ne ölçüde belirler?

Bir toplum “millî kimliğini koruma” amacıyla başka kültürlere karşı ne kadar mesafe koymalıdır?

Ve belki de en önemlisi:

Bir insanın kendi kimliğini bulması gerçekten özgür bir seçim midir, yoksa toplum ona hangi seçeneklerin “kabul edilebilir” olduğunu baştan mı öğretir?

Peyami Safa'nın kalıcılığının nedenlerinden biri de burada yatıyor. Onun romanları yalnızca geçmişte kalmış bir modernleşme tartışmasını anlatmıyor. Bugün de aile, sınıf, toplumsal cinsiyet, kültürel kimlik, milliyetçilik ve bireysel özgürlük arasında yaşanan gerilimleri düşünmek için kullanılabilecek bir tartışma zemini sunuyor.

Bu nedenle “Peyami Safa hangi akımın temsilcisidir?” sorusuna verilecek en sağlıklı cevap bence şudur: Safa, tek bir edebî akımın kalıplarına sığdırılamayacak; psikolojik roman anlayışı, fikir romanı, Doğu-Batı çatışması ve milliyetçi-muhafazakâr düşüncesiyle Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında özgün bir yere sahip yazardır.

Ve belki forumda tartışmayı şu soruyla sürdürmek daha anlamlı olur:

Safa'nın eserlerinde gördüğümüz Doğu-Batı, kadın-erkek, zengin-yoksul ve biz-öteki karşıtlıkları gerçekten onun yaşadığı döneme mi aittir, yoksa bugün sadece biçim değiştirerek hâlâ hayatımızın içinde mi?
 
Üst