En güçlü silah ne ?

Irem

New member
Deyim Ne Olabilir? Bir Cümlenin İçinden Çıkıp Gelen Küçük Macera

Deyim Ne Olabilir? Bazen Bir Cümle, Bazen Küçük Bir Bilmece

Geçenlerde bir arkadaşım bana mesaj attı: “Ya şu söz neydi? Hani insan bir şeyi çok istiyor ama söylemeye de çekiniyor ya…”

Ben de doğal olarak, Türkçenin bütün deyimlerini kafamın içinde alfabetik sıraya koymuş bir dilbilimci edasıyla cevap verdim:

“Hmm…”

İki dakika sonra:

“Bulamadım.”

Üç dakika sonra:

“Belki ‘etekleri zil çalmak’tır?”

Arkadaşım: “Yok.”

“İçi içine sığmamak?”

“Yok.”

“Burnundan solumak?”

“Alakası yok.”

İşte deyim aramak böyle bir şey. İnsan bazen kelimeyi değil, kelimenin arkasındaki duyguyu hatırlıyor. Cümle kayboluyor ama görüntü kalıyor. “Bir şeyler havada uçuşuyordu”, “birinin ayağı yere basmıyordu”, “biri taşın altına elini koyuyordu” gibi tuhaf ama canlı sahneler zihnimizde kalıyor.

Peki “Deyim ne olabilir?” diye sorulduğunda doğru cevabı nasıl buluruz?

Bence mesele yalnızca Türkçe bilgisi değil. Biraz hafıza, biraz bağlam, biraz da insan davranışlarını gözlemleme işi.

Deyim Nedir, Neden Bizi Bu Kadar Uğraştırır?

Deyimler, genellikle birkaç kelimenin bir araya gelerek gerçek anlamından farklı, kalıplaşmış bir anlam oluşturduğu söz öbekleridir. “Etekleri zil çalmak” bunun güzel bir örneği. Burada gerçekten eteklerin üzerinde minik zillerin çalmasından söz etmiyoruz; çok sevinmekten bahsediyoruz.

Türkçede deyimler yüzyıllar boyunca günlük yaşamdan, mesleklerden, aile ilişkilerinden, doğadan, savaşlardan, ticaretten ve insan davranışlarından beslenmiş.

Bu yüzden bir deyimi bulmaya çalışırken sadece kelime düşünmek bazen işe yaramıyor. Asıl soruyu sormak gerekiyor:

“Bu cümlede anlatılmak istenen duygu ne?”

Örneğin bir insan çok şaşırdıysa “ağzı açık kalmak”, çok öfkelendiyse “küplere binmek”, bir işe büyük cesaretle giriştiyse “taşın altına elini koymak” gibi deyimler karşımıza çıkabilir.

Yani deyim bulmak biraz da zihinsel dedektifliktir.

Bir Deyimi Bulmanın En Pratik Yolu: Önce Duyguyu Yakala

Diyelim ki karşınıza şöyle bir cümle çıktı:

“Mehmet sınav sonucunu görünce __.”

Burada boşluğa ne gelebilir?

“Eli ayağına dolaştı” mı?

“Etekleri zil çaldı” mı?

“Dili tutuldu” mu?

“Dört gözle bekledi” mi?

Tek başına cümle yetmeyebilir. Çünkü deyimlerin anlamları birbirine yakın olabilir.

İşte burada bağlam devreye giriyor.

Eğer Mehmet yüksek not aldıysa “etekleri zil çaldı” mantıklı olur.

Eğer kötü bir sonuç karşısında ne diyeceğini bilemediyse “dili tutuldu” daha uygun olabilir.

Eğer sınav sonucunu uzun zamandır bekliyorsa “dört gözle beklemek” sonuçtan önce kullanılabilir.

Kısacası deyimin peşinden koşarken kelimelere değil, olayın tamamına bakmak gerekiyor.

Erkekler Çözüm Ararken, Kadınlar Anlamın Peşine mi Düşer?

Bu konuya girince hemen bir parantez açmak gerekiyor. İnsanların düşünme biçimini yalnızca cinsiyet üzerinden açıklamak doğru değil. Yine de günlük hayatta farklı problem çözme alışkanlıklarıyla karşılaşabiliyoruz.

Mesela bizim arkadaş grubunda Ahmet diye biri var. Bir deyimi hatırlayamadığında doğrudan strateji kurar.

“Fiilin anlamı ne? Deyim olumlu mu olumsuz mu? Kaç kelimeydi? İlk harfi neydi?”

Adam resmen deyim için istihbarat operasyonu düzenliyor.

Zeynep ise bambaşka ilerliyor:

“Kim söylemişti?”

“Ne olmuştu?”

“O sırada nasıl hissediyordun?”

Ahmet için problem çözülmesi gereken bir bulmaca. Zeynep içinse bir hikâye.

İkisi de işe yarayabilir.

Üstelik bu fark yalnızca kadın-erkek meselesi değil. Bazı insanlar doğrudan sonuca giderken bazıları bağlamı anlamadan sonuca ulaşmak istemez.

Bir mühendis deyimi sözcük yapılarına bölerek çözebilir. Bir öğretmen öğrencinin cümlesindeki duyguyu yakalayabilir. Bir oyuncu söyleniş biçiminden anlam çıkarabilir. Bir emekli ise deyimin eski kullanımını hatırlayabilir.

Asıl zenginlik burada.

“Deyim Ne Olabilir?” Sorusu Aslında Bir Hafıza Oyunu

Deyimleri hatırlarken beynimizin çağrışım mekanizması çok önemli.

Bir kelime başka bir kelimeyi çağırıyor. “Ayak” deyince “ayağına dolaşmak”, “ayak sürümek”, “ayağı yere basmak” gibi ifadeler akla gelebiliyor.

“Dil” deyince “dil dökmek”, “dili tutulmak”, “diline dolamak”…

“Göz” deyince “gözden düşmek”, “göz kulak olmak”, “dört gözle beklemek”…

Bu nedenle deyim bulamıyorsanız boşluğa bakıp beklemek yerine anahtar kelimeler çıkarın.

Örneğin:

“Birisi çok konuşuyor.”

Buradan “dil” kelimesine gidilebilir.

Sonra:

“Dil ile ilgili deyimler neler?”

Ardından bağlam:

“Çok konuşuyor ama ikna etmek için mi konuşuyor?”

“Dil dökmek.”

“Bir şeyi sürekli tekrar mı ediyor?”

“Diline dolamak.”

“Konuşamıyor mu?”

“Dili tutulmak.”

Böylece zihinsel bir merdiven kurmuş olursunuz.

Deyimlerin İçindeki Küçük Tiyatro

Bence deyimleri eğlenceli yapan şey tam olarak burada.

Bir deyimin içinde çoğu zaman küçücük bir tiyatro sahnesi vardır.

“Burnundan solumak” dediğimizde gözümüzde kızgın bir insan canlanır.

“Kulak kabartmak” dediğimizde birinin konuşmayı dikkatle dinlediğini görürüz.

“Pabucu dama atılmak” dediğimizde ortada bir rekabet vardır.

“İpe un sermek” dediğimizde ise işi yapmamak için türlü bahaneler üreten bir karakter çıkar ortaya.

Deyimler bu yüzden yalnızca dil bilgisi konusu değildir. Aynı zamanda kültürel hafızadır.

Eskiden insanların kullandığı araçlar, kıyafetler, meslekler, ev düzenleri ve sosyal ilişkiler bile deyimlerde iz bırakmıştır.

Bir deyimi öğrendiğinizde bazen farkında olmadan geçmişten küçük bir görüntü de öğrenirsiniz.

Forumda Bir Deyim Dedektifliği Oyunu Oynayalım

Şimdi küçük bir oyun düşünelim.

Bir kullanıcı şöyle yazıyor:

“Bir işi sürekli erteleyen, bahane üreten kişi için hangi deyim kullanılır?”

Cevaplar yağmaya başlıyor:

“İpe un sermek.”

“Yokuşa sürmek.”

“Ağırdan almak.”

“Bin dereden su getirmek.”

Burada ilginç olan şu: Bunların hepsi yakın anlamlı görünse de her bağlamda birbirinin yerine geçmez.

“İpe un sermek”, özellikle bir işi yapmamak için bahane üretme fikrini güçlü biçimde taşır.

“Yokuşa sürmek” bir işi zorlaştırmak veya süreci güçleştirmek anlamına gelebilir.

“Ağırdan almak” işi yavaşlatmakla ilgilidir.

“Bin dereden su getirmek” ise çeşitli gerekçeler ileri sürmeyi anlatır.

Yani deyim sorularında ilk akla gelen cevabı yazmak yerine cümlenin tamamına bakmak önemli.

Peki Ya Bir Deyimi Yanlış Hatırlarsak?

İşte burası forumların en güzel tarafı.

Birisi “etekleri zil çalmak” yerine “etekleri çan çalmak” yazabilir.

Bir başkası “taşın altına elini koymak” yerine “taşın içine elini koymak” diyebilir.

Üçüncü kişi gelir ve düzeltir.

Dördüncü kişi çocukken ailesinden farklı bir kullanım duyduğunu anlatır.

Beşinci kişi sözlüğe bakar.

Bir anda basit bir deyim sorusu küçük bir dil tartışmasına dönüşür.

Burada güvenilir kaynak kullanmak önemlidir. Türk Dil Kurumu’nun sözlükleri ve özellikle Güncel Türkçe Sözlük, deyimlerin anlamlarını kontrol etmek için başvurulabilecek temel kaynaklardan biridir. Çünkü kulağa doğru gelen her kalıp gerçekten yerleşik bir deyim olmayabilir.

İnternette sıkça kullanılan bazı ifadeler zamanla deyim gibi algılanabiliyor. Oysa yaygın olmakla sözlükte yerleşmiş bir deyim olmak aynı şey değil.

Deyim Seçerken En Büyük Tuzak: Kelimeye Fazla Güvenmek

Bazen bir deyimi bulmaya çalışırken kelimenin kendisine fazla takılıyoruz.

“Birisi çok korktu. İçinde ‘korku’ kelimesi olan bir deyim olmalı.”

Hayır.

Deyimler çoğu zaman duyguyu doğrudan söylemez.

“Korkudan ödü patladı.”

Burada “korkmak” yok ama anlam son derece açık.

“Ödü kopmak.”

Benzer şekilde “çok şaşırmak” için “şaşkına dönmek”, “neye uğradığını şaşırmak” veya “ağzı açık kalmak” gibi farklı seçenekler olabilir.

Demek ki doğru deyimi bulmak için eş anlamlı düşünmek kadar görüntü düşünmek de işe yarıyor.

Bir Deyim Sorusu Size Ne Anlatıyor?

Bence asıl ilginç soru şu:

Neden hâlâ deyimleri kullanıyoruz?

Çünkü düz bir cümle bazen yetmiyor.

“Çok yoruldum” diyebilirsiniz.

Ama “canım çıktı” dediğinizde cümle bir anda sahneye dönüşüyor.

“Çok uğraştı” diyebilirsiniz.

“Didik didik etti” dediğinizde davranışın enerjisi değişiyor.

“Çok mutlu oldu” yerine “etekleri zil çaldı” dediğinizde okuyucu yalnızca bilgiyi değil, duyguyu da görüyor.

Deyimler dilin kısa film yönetmenleri gibi.

Birkaç kelimeyle görüntü oluşturuyorlar.

Son Soru: Sizin Aklınıza İlk Hangi Deyim Geliyor?

Bir gün biri size “Deyim ne olabilir?” diye sorduğunda hemen sözlük açmak zorunda değilsiniz.

Önce hikâyeyi dinleyin.

Kim ne yaptı?

Ne hissetti?

Olay olumlu muydu, olumsuz muydu?

Bir hareket mi anlatılıyor, bir duygu mu, bir alışkanlık mı?

Sonra kelimeleri çağrıştırın.

Ve en sonunda güvenilir bir sözlükten kontrol edin.

Belki de deyim bulmanın en güzel tarafı budur: Aradığınız şey aslında bir kelime değildir. Küçük bir hikâyenin doğru ifadesidir.

Şimdi sıra sizde.

Bir insan hiçbir hazırlık yapmadan çok zor bir işe girişiyor.

Sonra herkes ona bakıp “Sen gerçekten bunu yapacak mısın?” diyor.

O da hiç tereddüt etmeden işe koyuluyor.

Sizce burada hangi deyim kullanılabilir?

Benim aklıma birkaç tane geliyor.

Ama forumun en eğlenceli kısmı da zaten burada başlıyor: Aynı hikâyeye kaç farklı deyim sığdırabiliriz?

En Güçlü Silah Ne? Gücün Gürültüden Değil, Seçimlerden Geldiği Bir Hikâye

En Güçlü Silah Ne? Cevabı Ararken Başlayan Hikâye

Bu hikâyeyi yıllar önce dinlediğim bir cümleyle başlatmak isterdim:
 
Üst